• Kategoriler/Categorie

  • Dostlar/Vrienden

Bilet satışına dair...

10/7/2009 · Kategori: Film

Sevgili dostlar,

 

Bildiğiniz üzere 5 Eylül Cumartesi akşamı bir film akşamı düzenliyoruz. Bu mesajla size bugünden itibaren bilet satışlarının başladığını belirtmek istedik.

 

Bilet satışlarına bu kadar erken başlamamızın önemli bir sebebi var. Tuttuğumuz salonun oldukça küçük bir salon oluşu. Filmin duyurusunu yaptıktan sonra çevremizdeki dostlarımızdan aldığımız tepkiler o kadar güzel ki ikinci bir gösterim şart gibi. Talebin büyümesi ile 2. gösterim için yeni bir yer arayışına başlayacağız.

 

Bileti almak için yapmanız gerekenler:

Stichting Opinie adına açmış olduğumuz hesap numarasına (3252 91 632) €5,- (beş avro) yatırmanız, açıklama bölümüne “Heniging van Culturen met twee films” yazmanız;

İsminizi de bildirdiğiniz bir maili stichtingopinie@hotmail.com adresine  atmanız yeterli.

 

Net olmayan konularda sorularınızı da cevaplamaya her zaman hazırız.

 

Saygılar,

 

Seda Yenil

Stichting Opinie (Fikir Vakfı)

Film hakkında bir yazı...

20/6/2009 · Kategori: Film

Sevgili Nihat Behram'ın da izniyle...
-------------------------------------------------------------------- 
   

      
Çağrı Kınıkoğlu’ndan devrimin şiirsel belgeseli:

 

NÂZIM’IN KÜBA SEYAHATİ

İnsanoğlunun gençliği ve
Umutları Üstüne Bir Hikaye

 

                                    Nihat Behram

 

 

‘Şiir ve Şuur’ başlıklı bir yazı yazmayı tasarladığım gün, Çağrı’dan bir ileti aldım. Filmini seyredip seyretmediğimi, daha doğrusu, seyrettiysem, hakkındaki düşüncemi soruyordu. Filminin soL portalındaki videosunu, ilk yayın gününde seyretmiştim. Yöneticilerinden biri olduğu NHKM’de karşılaştığımız bir gün, çabasını kutladığımda, “Seyrettiğin soL’daki video, filmin çok kısa bir bölümü!” demiş, filmin cd’sini vermişti. Terini bile koşarken soğutmak zorunda olan yarış atları gibi yaşadığımızdan, Çağrı’nın verdiği film, günler geçmesine rağmen, seyredilmek için, öyle boynu bükük beni beklemekteymiş. İletisi geldiğinde, yazıma ara verip, Çağrı’nın, “İnsanoğlunun gençliği ve umutları üstüne bir hikaye” diye tanımladığı “Nâzım’ın Küba Seyahati” adlı belgesel filmini izledim. ‘İzledim’ sözü eksik kaldı. ‘Kopamadım’ demeliydim. Filmin ruhuna mıhlanıp kaldım. Üç kez ardı ardına seyrettim. ‘Şiir ve Şuur’ diye tasarladığım yazım, işte orada, o filmdeydi.

 

Genç bir insan Çağrı Kınıkoğlu. Koymuş kafasına, bir denizin bu kıyısından girip, yüzerek ufkun ötesindeki öbür kıyısından çıkacak. Çıkmış da. İçine girdiği denizde kulaçları, şuuruyla ve doğup büyüdüğü coğrafyanın şiiriyle kanatlanmış; inancının, umudunun sihiriyle silahlanmış bir kere, neden çıkmasın?

 

Bir süre önce, ona, kendimle ilgili olarak, ‘Önümüzdeki günlerde çok heyecanlanacağın bir gelişme olacak!’ diye bir not yazmıştım. Söz konusu gelişmenin ertesinde, ‘Çok şaşıracağımı söylediğin şeye hiç şaşırmadım, sevindim, coşkulandım!’ diye yanıtlamıştı. Bense, onun bu yanıtını, “Heyecanlanacağını söylemiştim, şaşıracağını değil!”diye düzeltmiş, ‘kişilik yapımın şaşırtmaya değil heyecana yatkın’ olduğunu belirtmiş, üstelik ‘benden seni şaşırtacak bir şey bekleme’ diye de eklemiştim! Çağrı aynı gün verdiği yanıtta, “Abi, sözünü ettiğin yanlışlığı, iletimi gönderir göndermez farketmiştim. Hemen, ‘düzeltme iletisi göndersem mi’ diye aklımdan geçirdim. Sonra vazgeçtim. Ve, ‘neden aklımda böyle kaldı’ diye düşündüm. Kendimce şu yanıtı buldum: şaşırma ve heyecanlanma benim için fazlasıyla iç içe geçmiş, onu fark ettim. Şaşırabilme de insani özelliklerden biri. Teorik, politik öngörüleri böylesine sağlam bir yapının neferi için ‘duygusal bir sapma’ diye düşünen olabilir belki, ama hayatın karşısında, bende öfke heyacanla, heyecan şaşırmayla, şaşırma umutla harmanlanıp duruyor!” diyordu.

 

Çağrı’nın bu yanıtı, benim de bu yazıya başlama nedenim oldu. Gerçekten yeni bir durumdu; yeni bir insan, yeni bir devrimci yapıyla karşı karşıyaydım. Yani arı, duru, içten, sahi olan bir yapı kişiliğine yön veriyordu. Özürü savunmasının, savunması özürünün içinde böylesi bir çocuksu durulukla gizliydi. İnsani değerler, dalı besleyen özsu gibi kişiliğine can taşıyordu. Yeni bir devrimci tipti bu. Ezberden konuşmayan, hayattan beslenen bir yapı. Ayakları toprağa basan, kökleri olan bir tip. Özgürlüğüne tutkun ama politik displinini yaralamayan; alçak gönüllü ama bilincinin gururuyla. Birey olduğunun bilincinde ama bireyci olmayan. Şaşırmayı savunuyordu. Ve haklıydı.

 

15 Mart’ta, Kadıköy’de, alanı dolduran kalabalığa, mitingin açılış şiirini okuma öncesinde, elimdeki su şişesini, sahne ardındaki küçük kulübede bir köşeye bırakırken, Çağrı ile göz göze gelmiştik. Önünde ses cihazları, elinde mikrofonu, alandaki binlerce devrimciyi, “Yağma yok, sosyalizm var!” diye seslendiriyordu. Bayrak yarışındaki koşucu duygusuyla, onun sesini alıp çıkmıştım sahneye. İndiğimde, aynı kulubede, kazanmak için birlikte koşmanın duygusuyla bakışmıştık. Kazancımızdaki kişisel olan, toplumsal olanın doğal parçasıydı. Dalın yaprağı, kuzunun melemesi, denizin damlası gibi. Bu yazıya başlarken, yazımın başlığını, “Şiirle Devrimin Belgeseli” diye koymuştum. Yazının burasında “Devrimin Şiirsel Belgeseli” diye değiştiriyorum. Çağrı’yı içleyen, filminin malzemesi kadar, o malzemeyi böyle yoğuran kişiyi de önemseyen bir biçimde. Şimdi bunu açıklıyorum:

 

Çağrı Kınıkoğlu’nun, seyrettiğimde çok etkilendiğim, “Nâzım’ın Küba Seyahati” belgeselini, birçok açıdan önemsiyorum. İlkin, ruhu var. Bu tür konularda yapılan ürünlerin çoğu ruhsuzdur. Ruhsuzluğunun sırıtması malzemeyi de sığlaştırır. Çoğunda mekanik, propagandist, popülist söylem ağır basar. Devrimcilerin hayatını anlatırken, hayattaki son ve hayatlarının özeti olan sözlerini bile sansürleyecek kadar konuyu ‘evcilleştirip düzene uydurmuş’ ve magazinleştirmiş örnekler de az değildir. Küba’nın ‘Halk Kahramanlarını Koruma Yasası’ bu ruhsuzluğu engelleme yasasıdır. Gerek Che’ye, gerekse devrime ilişkin bir çok film başvurusu, Kübalı yetkililerce, bu yasaya dayanılarak geri çevrilmiştir. “Nâzım’ın Küba Seyahati”  belgeseli seyredildiğinde görülüyor ki, en seçkin Kübalı şairler, sanatçılar ve kuruluşlar, Çağrı’ya çabasında omuz vermiştir. Küba’da birlikte çalıştığı Glario Rolando, ICAIC (Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstitüsü) elemanı.  Genç bir adam, Anadolu’dan, içi düşleri ve düşünceleriyle dolu olarak kalkıp gidiyor ve dünyanın öbür ucunda omuzdaşını buluyor. Ve birlikte kulaçlamaya başlıyorlar düşleri ve düşüncelerinin denizinde.

 

Başka kaynaklardan bilsek de, filmin devasa zenginlikteki malzemesi, son derece körpe, son derece ustalıkla kurgulanmış. Nâzım’ın , kendi gibi çağının yanardağı, şair Nicolas Guillen’in davetiyle Prag’tan başlayan Havana yolculuğu ve bu yolculukta yazmaya başlayıp Moskova’da tamamladığı ‘Havana Röportajı’ adlı dev şiiri, filmin omurgası. Sadece bu kadar olsa! Sadece Nâzım ve kendi sesinden okuduğu şiirleri olsa. Filmin başladığı andan bittiği ana dek, bir saat boyunca dinlediğimiz şiirler, evet filmin omurgası, ama, bu omurganın gövdesi ise hayatın kendisidir. Öyle ki, hayat, tenidir şiirin. Kalbidir. Gözleri, sözü, özüdür. Ruhudur. Huyudur. Kuyusudur. Kınıdır. İnidir. Dilidir. Öfkesinin, sevincinin, hasretinin, umudunun görüntüsüdür. Asla süsü değil, doğal görüntüsüyle sahiden kendisidir.

 

Anadolu Kurtuluş Savaşı’nın başlama günleri oradadır. O günlerin İstanbul’u. 917 Devrimi’ni başlatan konuşmasıyla Lenin oradadır. Hitler zulmünün hırlandığı günleriyle Avrupa oradadır. Ve Küba...Devrim öncesiyle, devrim süreciyle, devrim sonrasıyla orada. Sadece bu kadar olsa! Neruda da orada, Guillen da; Fidel ve Che de...Günümüze, Chavez’e dek, daha başkaları da. İnsana, ‘Ben de oradayım! Onlarla!’ dedirtecek düş ve umut yüküyle.

 

Filmin kurgusu, ince ince işlenmiş yürek vuruşlarıyla dolu. Nâzım’ın sesine ‘ter’ sözcüğü düştüğü yerde öyle bir ‘ter’ görüntüsünde yankılanıyor ki, teri kendi teninizde hissediyorsunuz. Birçok ünlü Kübalı şair, sanatçı Nâzım’ı anlatıyor. Nâzım’da simgeleşen umudu, etkiyi, inancı, sahiliği. Bütün bu konuşmalar, Nâzım’ın nehir akışıyla okuduğu şiirini asla bulandırıp zedelemiyor. Ne de Nâzım, görüntüleriyle anlatılan hayatı. Belgesel görüntüler, film boyunca, her biri bir yamaçtan akıp gelen dereciklerin nehir yolunda birbirine eklenişleri doğallığında filmin içinde akıp birbirine eklenmekte, daha doğrusu birbirini bütünlemektedir. Seyrettiğimiz, dereler değil, derelerin oluşturduğu nehrin kendisidir. Filmin malzemesi olarak seçilen o çok etkili belgeler, Nâzım’ın şiiriyle damarlarına kavuşturuldukça, kan dolaşımına, nabzına da kavuşmaktadır. Seyreden insanda, mutlaka unutulmaz izler kalacaktır. Che’nin yanıbaşında öldürülen Tanya’dan kalacaktır; o günlerin ‘masum yüzlü’ Obama’sı olan Kennedy’nin, Küba Devrimi’ni yıkma amaçlı Domuzlar Çıkartması’ndan kalacaktır; düşmanı püskürten Küba halkının, esir aldıkları ‘yankee’leri, ‘çocuklara 60 milyon dolarlık gıda’ tazminatı ödeme koşuluyla teslim edişlerinden, yani ABD emperyalizminin ödemek zorunda kaldığı, tarihinin bu ilk ve tek savaş tazminatına ilişkin görüntülerden kalacaktır; şiir, sanat, hayat, devrim, hasret, umut...üstüne konuşan sanatçıların sözlerinden kalacaktır; Nâzım’ın çağındaki o devasa etkisinden, şiirin ve devrimin gücünden, sonsuz ve ölümsüz olandan mutlaka bir şeyler kalacaktır.

 

Bu belgesel filmle, Çağrı Kınıkoğlu, hem Anadolu’nun bir büyük şairinin ölümsüzlüğü özeline, hem devrimin, devrimci düş ve düşüncenin, umudun sonsuzluğu geneline, Nâzım ve Küba Devrimi odağında bir dipnotu düşmüştür. Ölümsüzlük ve sonsuzluk nedir? İşte, 60 lı yaşlarında, yani ‘Havana Röportajı’nı yazdıktan birkaç yıl sonra ölen şair içimizdedir, hemen yanı başımızdadır; canlıdır, konuşuyoruz; söz alıp söz veriyoruz; konuştuğu günde o biz oluyor, konuştuğumuz günde biz o oluyoruz. Öfkesi, coşkusu ve umudundaki sonsuzlukla devrim de böyledir. Ölümsüzlük ve sonsuzluk başka nedir? Ananın yavrusuna duyduğu ‘yavru tutkusu’ da böyle sonsuz ve ölümsüzdür. Bir anayı öldürseniz de diğerinde sürer gider. Hayat budur.

 

Çağrı Kınıkoğlu, alnından öpülesi bir iş başarmıştır. Şair esrikliğiyle, ‘dünya fatihi’ olarak ortada sürüsüne şairin, yalpalaya yalpalaya ‘kendi dünyaları’nda dolaştığı bir ülkede, sessizce, kararlıca, özüne güven ve bilinciyle şiirin harcını yoğurmuş, okyanus aşırı bir çabayla ciddi bir iş başarmıştır. Film dünyasının magazine ve uyku hapı nitelikli dizilere teşne olduğu ülkemizde, film adına nabzı olan, soluğu olan, onuru olan sahi bir iş başarmıştır. Süssüz ama güçlü bir iş. İssiz, pussuz, passız, tertemiz bir iş. Şaşkın değil, aşkın bir iş. Heyecanımızı, sonsuz ve ölümsüz olana duyulan heyecanla yarıştıran bir iş.

 

Nihat Behram  /  www.sol.org.tr / 03.06.09  

Affiche - Afiş

10/6/2009 · Kategori: Film




Hereniging van Culturen met twee films

10/6/2009 · Kategori: Film

Zaterdag (Cumartesi) 5 september (Eylül) 2009 - 19:30 tot 22:30
Carnet de voyage - Cubaanse reisbrief - Küba seyir defteri
Regie: Joris IVENS
Scenario: Joris IVENS

El Viaje de Nâzim a Cuba - Nâzim’ın Küba Seyahati - De reis van Nâzim naar Cuba
Regie: Çağrı KINIKOĞLU & Gloria ROLANDO
Scenario: Çağrı KINIKOĞLU

CREA Kunstbeoefening & Studium Generale
Adres: Turfdraagsterpad 17, Amsterdam
Datum-Tarih: 5 September 2009
Aanvang-Başlama saati: 19.30
Prijs-Fiyat: €5,-
Reservering-Rezervasyon: stichtingopinie@hotmail.com
T. 0 6 25 136 763 - 06 10 657 278

Georganiseerd door (Düzenleyen):
Stichting Opinie (Fikir Vakfı)

in samenwerking met (destekleyenler)
Nazim Hikmet Cultuur Centrum (Turkije) - Nazım Hikmet Kültür Merkezi (Türkiye)
&
Europese Stichting Joris Ivens (Nederland) - Avrupa Joris Ivens Vakfı (Hollanda)

Twee films, meerdere culturen…

10/6/2009 · Kategori: Film

 

“The Voyage Of Nâzim Hikmet to Cuba”

 

De beroemdste dichter van Turkije, Nâzim Hikmet is laatst in het nieuws gekomen over zijn ooit weggenomen nationaliteit. Hij heeft 46 jaar na zijn dood weer zijn Turkse nationaliteit gekregen. Hij is zeker de belangrijkste dichter geweest in Turkije, maar ook toneelschrijver, romanschrijver en memoireschrijver die in Turkije wordt gezien als de eerste en belangrijkste hedendaagse Turkse dichter. Hij wordt wereldwijd gezien als een van de grootste internationale dichters van de 20e eeuw. Zijn gedichten zijn vertaald naar verschillende talen.

 

De film “The Voyage Of Nâzim Hikmet to Cuba” vertelt kort over de reis van Nâzim Hikmet naar Cuba in 1961. Voor meer informatie over de film bezoek de site, http://www.naziminkubaseyahati.net/

Carnet de Viaje”  

 

Als tweede film willen wij een bijdrage vanuit Nederland aantonen. Hiervoor hebben wij een documentair van Joris Ivens gekozen. Joris Ivens is een van de grootste filmregisseur en filmmaker van Nederland geweest, met name gericht op documentaires. Joris Ivens (1898, Nijmegen-1989, Parijs) maakte vanaf 1912 tot aan zijn overlijden in 1989 ruim 80 films in meer dan 20 landen. Zijn leven en werk bieden dan ook een uniek overzicht van de turbulente 20e eeuw, waarin hij met zijn camera de wereld exploreert in een tijd dat nieuwe communicatie- en transportmiddelen als film, radio en TV, treinen, auto`s en vliegtuigen de wereld bereikbaar en zichtbaar maken en wereldoorlogen, mondiale migratie, revoluties en wereldhandel het lot van mensen met elkaar laat delen. Het tijdperk van Ivens is dat van de film, van het telegram, de typemachine en het vliegtuig, van de Russische Revolutie in 1917 tot de Val van de Muur in 1989, van de opkomst en afgang van de artistieke en politieke avant-garde.[1]

 

De keuze van een filmmaker als Joris Ivens heeft voor ons twee bijzonderheden. Ten eerste heeft hij ook documentairs gemaakt over Cuba en ten tweede zijn zij goede vrienden geweest met Nâzim Hikmet.

 

Zijn film “Carnet de Viaje”  is een road-movie documentaire over het eiland Cuba, waar in steden, dorpen en het platteland het enthousiasme over de revolutie wordt geregistreerd, een jaar na de val van dictator Batista en de overwinning van de guerrilla's onder leiding van Fidel Castro. De film is opgedragen aan Charlie Chaplin, naar wie tevens de bioscoop in de proloog en epiloog is vernoemd.

 

Het is voor ons ook zeer waardevol om te weten dat deze film tot nu toe nog niet in Nederland is vertoond.

 

Allebei de films zijn in samenwerking met de organisatie ICAIC (Instituto Cubano de Arte e Industria Cinematográficos) gemaakt. 


Stichting Opinie

« Önceki ::